Varoluş Vakumu ve Ölüm Korkusu

Öleceğinin bilincinde olan insan, hayatın anlamı üzerine düşünür ve ‘yok’ olmanın dayanılmaz ağırlığı karşısında iradesini aktif hâle getirerek bir şeyler yapma, üretme veya bırakma ihtiyacı hisseder. Bu bağlamda çocuk yapar, kitap yazar, çeşme inşa ettirir, doğayı sever, varlığını gösterecek seçimler yapar.




Varoluş vakumu zamanı bile büker Güneşin altındaki insan çaresizce ölümü bekler
Varoluşsal vakum, can sıkıntısı olarak belirir; yalnızlık, çaresizlik, durgunluk ve boşluk duygusu olarak hissedilir. Kendini hatırlayabilen ve kendiyle başı belada olanla zuhur eden bir hâldir. Kendini hatırlamak ve kendiyle başı belaya girmek yalnızlıkla yani insanın içindeki boşlukla yüzleşmesiyle mümkündür ve yalnızlık, tek başınalıktan farklı bir anlam taşır. Kendi hayatlarının ‘öznesi’ ol(a)mayan bireyler, diğerlerinin ‘nesnesi’ olmayı örtük olarak kabullenmişlerdir. Böylesi irade yoksunluğu bir hayatın anlamsızlığını fark edenler için ölüm korkusu, varoluşsal bir mesele olarak gün yüzüne çıkar. Ataman Tangör’e göre, bu korku kötü yaşanmışlığın bir tepkisidir. Özgün, iradi ve otantik olmayan bir yaşanmışlığın tepkisi. Engin Geçtan, I Ching felsefesine göre ölümün anlamını,
‘ölüm yaşanmış bir hayatın başına konan bir taçtır’
ifadesini aktararak yapar. Bu anlama göre, yaşanmış bir hayat; sevilen, üretilen ve bilinçli seçimler yapılan bir alanı kapsıyor zannediyorum. Böyle bir hayat, ölümün doğal karşılanmasını sağlar.
Varoluş Vakumu ve Ölüm Korkusu Varoluş Vakumu ve Ölüm Korkusu Reviewed by Metin Bedir on 23:22:00 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları

1. Her yorum gönderen kişi, kendi gönderdiği yorumdan sorumlu olmaktadır.

2. Yazı ile herhangi bir ilgisi bulunmayan yorumların onaylanmadığını belirtmek isteriz.

Blogger tarafından desteklenmektedir.